14 Nisan 2015 Salı

BİR DÜŞ MÜYDÜ O İZMİR !..

1938 İzmir doğumlu değerli sanatçı Dinçer Sümer'in okumaya doyamadığım kitabından birkaç bölümü paylaşmak istedim sizlerle... Bakalım sizin de burnunuzun direği sızlayacak mı ?!..




(...) Teneke doldu taştı tulumbanın suyuyla. Annem, bir güzel suladı taşlığı. Küçük avlumuz serinledi biraz daha, çiçeklerimizin kokusu daha duyulur oldu. Ortancalar daha bir pembe-beyaza, karanfiller daha kırmızıya, fesleğenler daha yeşile boyandı. Limon ağacının dalında iki serçe sekişti. Güneş, kocaman bir şeftali gibi, damların üstünden inip gitmekteydi (...)
Babam içeri geçmiş, annem hasırı yayıp da şilteleri yerleştirinceye kadar, trenci giysilerini çıkarmış, geldi. Pijamasının altını giymiş, üstüne atlet fanila. Ayağına takunyalarını geçirirken,
- Osman'ım, yapış tulumbanın koluna da bir serinlesin hele şu yorgun baban !, dedi.
Yapıştım tulumbanın koluna, asıldım, güldür güldür su boşandı. Babam, ayaklarını, ellerini, kollarını, boynunu, yüzünü bir güzel yıkadı.
- Ooohh ! diye sıvazladı saçlarıyla ensesini.  Hay yaşayasın benim koçum !
Annem havlu tuttu babama. Babam da havluyu alırken, annemi yanağından öptü. Annem tatlı tatlı güldü babama. Ben de güldüm kendi kendime, kalbimden. Bu akşamüstü her şey pek hoştu küçük avlumuzda. Limon ağacındaki serçeler kadar sevinçliydim.
- Hanım, ne yiyeceğiz bu akşam ?
- Kuruköfte yaptım, cacık, üç beş de biber patlıcan közledim..
- Nazife be, ne lokum-şeker kadınsın ! Diyorum ki..
Annem, lafın arkasından ne geleceğini biliyordu :
- İyi iyi, tamam, yolla Osman' ! dedi.
"Haydi fırla !" der gibi göz kırpınca babam, hemen seyirttim. Seslendi ardımdan :
- Osman, para al cebimden !
- Tamam baba, biliyorum..
Beş lira aldım babamın cebinden. Emin Amcanın dükkanına koştum. Üç ev ötemizde, köşebaşındaydı.
- Dimitrakopulos şarabı, dedim. En küçük şişe olacak, ama buz gibi soğuk olsun !
420 kuruş geri verdi Emin Amca.
- Sıkı tut avcunda parayı, düşüreyim deme ! Boş şişeyi getirdiğinde, 15 kuruş daha vereceğim.
(...) Yaşasın ! Cümbüş de çalar bu gece babam. "Gözlerinden içti gönlüm neşeyi" şarkısını da söyler. Annem de katılır babamın şarkısına usuldan. Ben de sırt üstü yatarım hasırın üstüne, yıldızlara bakarım .....

.....

        

Konak'tan vapura binip, lokma tatlısı yemeye gelmiştik Karşıyaka'ya. Denizin kıyısındaki masada oturuyoruz. Ortalık bir şenlik, şamata ki, sormayın gitsin, sanırsınız bayram (...)
Bol şuruplu tatlılarımızı yedik, çay içtik, sonra kalkıp iskeleye doğru yürüdük. Kıyı boyunca güzel dükkanların, pastanelerin, lokantaların önünden geçtik. Karşıyaka'nın insanları, daha güzel giyimli, pabuçları gıcır gıcır boyalı ve galiba bizden daha uzun boyluydular. Hepsinin renk renk naylon gömlekleri, kollarında altın saatleri vardı. Atlı tramvaylar, faytonlar geçti yanımızdan tıkır mıkır. otomobillerin içinde süslü teyzeler gördüm (..)

....




- Osman ! Hey Osman !
Bilal, evlerinin taş merdivenine oturmuş, el ediyor bana. Gittim.
- On dokuz numarayı da buldum. Ah, bir de yedi numarayı bulsam ! Yedi numarada Altaylı Bayram'ın resmi varmış.
"Golden" sakızlarının içinden çıkan ünlü futbolcuların resimlerini sıralayıp yaymış eşiğin üstüne. Otuz resim tamam olunca, bisiklet kazanacak Bilal.
- Bak, bu Beşiktaşlı Şükrü.. Bu da Fenerbahçe kalecisi Cihat.. Bu, Altınordulu Arap Sait..
Hepsini tanıyor, isimlerini ezbere biliyor Bilal. Bazılarını da küçük fotoğrafların arkasındaki yazılardan okuyor.
Bilal ikiye geçti. Ben bu yıl gideceğim okula.
- Ah, bir bulsam yedi numarayı ! "Rale" markaymış bisiklet, iki tekerlekli. Bak, burada yazıyor !
Okuyor sakızın kağıdından :
- Birden otuza kadar numaralı futbolcu resimlerini tamamlayanlar, "Rale" marka bisiklet armağanımızı kazanırlar !
Para isteyeceğim annemden. Emin bakkaldan sakız alacağım, eğer sakızdan yedi numaralı resim çıkarsa Bilal'e vereceğim....

9 Şubat 2015 Pazartesi

YAŞAM DEDİĞİN ZATEN BİR TİYATRO !...



İzmir'e bağlı Bademler Köyü'ne gittiğinizde mezarlığı ziyaret etmeden ayrılmayın sakın. Bir Alevi köyü olan Bademler'in camisi olmadığı gibi, mezarlığındaki taşlarda da dua dilenilmediğini göreceksiniz. Siz, içinizden gelirse dua edebilirsiniz ; ama bilin ki, mezarlarda yatan insanlardan hiçbiri sizi buna zorlamıyor, "Ruhuna Fatiha" diye bir anımsatmada bulunmuyor.
Örneğin Musa Baran'ın mezartaşında şu yazılıdır :

"Dostlara merhaba, çocuklara selam olsun."

Beyni gibi yüzü de aydınlık olan Köy Muhtarı Mahmut Oral ile birlikte mezarlığı gezerken, bir mezarın üstüne konulan mermerden yapılma kitaba takıldı gözüm ! Mezarın taşında şu yazılıydı :

"Kitap sırdaşım, kitap dostum, ne bir yuvam var ne de bir eşim, kütüphaneciliktir sadece işim, kimseye muhtaç olmadan aniden gittim !"

Mahmut Oral şaşkınlığımı anlamış olacak ki, köyde bir kütüphane olduğunu söyledi. Mezarda yatan Mustafa Dikmen, kütüphaneye yıllarca emek vermiş, memurluk yapmış, köydeki sayısız kitapseverden biri !. 1986 yılında, 50 yaşında olan Dikmen'in lakabı olan "Kütüphaneci Garbis" mezartaşının arka yüzüne yazılı !.. Garbis, Vefa'da top oynamış eski bir futbolcunun adıdır. Mustafa Dikmen öylesine hayranmış ki bu futbolcuya, köy halkı onu bu lakapla çağırırmış !..




Mezar taşlarında, "Palet", "İmam", "Angarya Dayı" gibi adlara rastlayınca bir kat daha artıyor şaşkınlığım. Mahmut Oral bir kez daha yetişiyor imdadıma :

"Sunay Bey, biz mezartaşlarına orada yatan insanımızın hayattayken köyümüzün tiyatrosunda oynadığı roldeki adını da yazarız !.."

Bademler Köyü'nün tiyatro salonu olduğunu biliyordum ; ama mezartaşlarına tiyatro oyunlarındaki kahramanların adlarını yazmak !.. Eminim ki, bu davranışın dünyada bir eşi benzeri yoktur..

Bağımsızlık Savaşımızın  kahramanlarından Mustafa Anorak, 1927 yılında Bademler Köyü'ne öğretmen olarak atanır. Genç öğretmen, 1933 yılında, öğrencileriyle hazırladığı oyunu köyün meydanında sahneler. Köylülerin gönlünde o gün tutuşan tiyatro ateşi hiç sönmeden günümüze kadar taşınır. Bademler Köyü halkı, 1969'da kavuştukları tiyatro salonuna destek veren Yıldız ve Müşfik Kenter kardeşlerin adlarını hala saygıyla anıyorlar..




1963 yılında yönetmenliğini Metin Erksan'ın yaptığı ünlü "Susuz Yaz" filmi de bu köyde çekilmiştir. Köy halkından birçok insan, "Altın Ayı" ödülüne sahip bu filmin karelerinde boy göstermektedir..






  İlk basımı : İstanbul 2004





19 Ocak 2015 Pazartesi

1930'LU YILLARIN İZMİR'İNDEN EĞLENCE YERİ HABERLERİ




25 Kasım 1933 tarihli "Anadolu Gazetesi"nden bir ilan :

"Türkiye'nin en meşhur ve en kıymetli, İzmir'de İkinci Beyler Sokağı'nda eski 'Dedezadeler' ve 'Yeni Taflan Gazinosu'nda masa angaje etmekte acele ediniz."

Gazinoya, açıldıktan bir ay sonra, 14 Aralık 1933 Perşembe günü ünlü bir de konuk gelmiştir : Ticaret Vekili Celal (Bayar) Bey...


"İzmir ve Havalisi Asarıatika Muhipleri Cemiyeti" yayınlarından, Sayı.XI, "İZMİR Rehberi 1934"e göre YAZLIK GAZİNOLAR...

HALKEVİ GAZİNOSU : Bahribaba Parkı civarında, deniz kenarındadır. Alaturka-Alafranga müzik vardır. İmbata karşı olduğundan serindir. İlkbahar ve Yaz mevsiminde açıktır.

ZÜHRE GAZİNOSU : Alsancak'ta deniz üzerindedir. Yaz mevsimi açılır ve alafranga müzik vardır.

DARAĞAÇ BOMONTİ FABRİKASI BAHÇESİ : Darağacı'nda, Halkapınar Suyu'nun deposunu havi (içinde bulunduran), vasi (geniş) bahçe içindedir. Bomonti Fabrikası'nın en taze ve ucuz biralarını, yazın sıcak günlerinde halka, bardak ve fıçılarda satar.

KARŞIYAKA BELEDİYE SAHİL GAZİNOSU : Karşıyaka İskelesi yanında, deniz kenarındadır. Yaz mevsiminde Karşıyaka halkının yegane eğlence mahallidir. Alaturka müzik vardır.

İNCİRALTI : İzmir civarının nihayet noktası olan Güzelyalı'dan, otomobil ile 15 dakika mesafede ve deniz kenarındadır. Emsalsiz plajları olduğundan, yazın pek çok rağbet görmektedir. Mevkii latif, havası da güzel ve serindir. Cuma günleri Körfez Vapur Şirketi hususi vapur seferleri yapmakta olduğundan, pek çok halk oraya gidip hem banyo yapar, hem de gazinolarda eğlenirler..



SİNEKLİ GAZİNOSU : İzmir'in doğu tarafında, meşhur viyadüklerin civarında ve tarihi Meles Çayı kenarındadır. Araba ve otomobillerle gidilir. İzmir'in dağ mahalleleri halkına yegane teferrüç (gezinti, ferahlama) yeridir.

BELEDİYE PARK GAZİNOSU : Bahribaba Parkı'nın deniz kenarına gelen kısmındadır. Şehrin merkezinde olduğundan, yazın ahalinin en çok rağbet ettiği yerlerden birisidir. Alaturka ve Alafranga müzik vardır.

9 Temmuz 1934 gazetelerinden bir ilan :

"Göztepe şenleniyor.. Vapur İskelesinde 'ZAMAN Gazinosu ve Aile Bahçesi', Kenan Bey idaresinde açıldı.."



FUAR GAZİNOSU : Lozan girişindeki Kaskatlı Havuz'un olduğu yerde ; o dönemin "Gazino Kralları" olarak adlandırılan Tevfik ve Kamil (Esen) Bey kardeşlerin işlettikleri gazinodur.
6 Mayıs 1936'da temel atma işleri bitmiş ve beton duvar inşaatına başlanmıştır..

21 Nisan 1937 tarihli Yeni Asır gazetesinde çıkan haber :

"Kültürpark'taki Fuar Gazinosu'nun genişletilmesi takarrür etmiştir (karar verilmiştir). Şimdiki haliyle 150 kişiyi istiap eden (alan) büyük salonun hiç olmazsa 250 kişi alabilmesi temin olunacaktır. Bu maksatla müzik yeri değiştirilecek, mutfak bodrum katına alınacaktır. Bu suretle Fuar Gazinosu salonu İzmir'in en geniş bir salonu haline gelecektir. Bundan başka, gazinonun dışarısında oturabilmek için koltuklar konacak ve gazinoda üç salon için, üç türlü fiyat listesi yapılacaktır: En ucuz, orta ve en yüksek..
"Dört kap yemekli bir tabldot 40 kuruş, İkinci nevi 60 kuruş, en iyisi 70 kuruş olacaktır. Salondan müzik hoparlör vasıtasıyla etrafa yayılacak ve gazinonun önüne de betondan bir teras uzatılacaktır. Büyük antreden başlayan beton yol gazinoya kadar uzatılacağı için, gazino önünde de ayrı bir dans yeri yapılacaktır."
Bu gazinoda 16 Mayıs 1937'den itibaren caz konserlerine de başlanmıştır..

İkinci Dünya Savaşı yıllarında, İzmir'de FRAGGIACOMO Oteli'nin altındaki KLONARIDI Gazinosu ile ; en kibar gazino olarak tanımlanan, yazlık bölümünde müzikli, hoş zaman geçirilen "CAFE de PARIS" gazinosu da sevilen yerlerdendi..
Klonaridi Gazinosu müdavimleri arasında Adnan Menderes de vardı..

Özetle o yıllarda, İzmir eğlenceleri İstanbul gençlerini bile, bir kolayını bulup şehrimizde memuriyet almaya yöneltirdi..
Maliye, Dahiliye, Maden ve Ziraat müfettişleri teftişlerini bir türlü bitiremezlerdi !..



LÜTFÜ DAĞTAŞ'ın "İzmir Gazinoları" adlı kitabından derlenmiştir..

5 Ocak 2015 Pazartesi

KENT TARİHİNDEN İLGİNÇ NOTLAR..



İzmir'in en köklü ve en soylu ailelerinden gelen Ragıp Paşazade Mehmet Ali Bey'in İzmir Tarihi adlı eserinden bazı ilginç bölümleri sizlerle paylaşmak istedim..
Her şeyden önce yazarın şeceresi ilgimi çekti.. Sultan İkinci Mahmud'un Midilli'de öldürttüğü Katipzade Mehmet Bey'in yeğeni olan Ragıp Paşa'nın (1834-1924), 1871 doğumlu küçük oğlu.. Dedesi ise, Dellalbaşızade Mehmet Ali Ağa..
Ragıp Paşa aynı zamanda Latife Hanım'ın dayısı.. Gazi Mustafa Kemal, babası yurtdışında olduğu için, Latife Hanım'ı Ragıp Bey'den istemiş.. Yani notlarını paylaşacağım kişi ile Latife Hanım, kardeş çocukları oluyor.. Üzerine bir kitap yazılabilecek bu aileyi bir kenara bırakalım...



"Doğru kaynaklardan işittiklerime göre ; İzmir kenti vilayet merkezi olmasıyla şimdiki hükumet konağı, Mühendis Rufo'nun yaptığı plan uygulanarak ve merhum Salepçi Hacı Ahmet Efendi'nin denetiminde, 1881 yılında inşa ettirilmiş. Kemeraltı Caddesi, hükumetin yenilenmesi ve inşasından hayli yıl önce, Süleyman Paşa'nın valiliği döneminde, büyütülerek açılmış yol düzenlemesiyle Kemer köprüsüne kadar uzatılmış olmakla birlikte, Mezarlıkbaşı ve Kemer Kabristanları arasından geçmesi sırasında tereddüt ederek, korkup heyecan duyarak, ama yine de yaparak, mezarlık duvarlarını içeri çekip caddeyi biraz genişletmişlerdir. Mezarlığa tecavüz ve bunun da felakete neden olacağı inanışı ile, bütünüyle açılıp genişletilmesinden vazgeçilmiştir.. Hatta bu yolların yapım ve genişletilmesine bakan, o dönemin başarılı ve dürüst defterdarı, Sadrazam Ali Paşa'nın da adamlarından Ali Nihad Efendi'ye halk hayli beddua ve iftirada bulunmuştur. Garip bir rastlantı sonucu, bu zat, sonraları atandığı Bursa Defterdarlığı sırasında, Allah'ın cilvesi sonucu deli olup çıldırdığında, halk arasında, kabristanlara yapılan tecavüzün buna neden olduğu, hak ettiği cezayı bulduğu dedikodusu yayılmıştı..  Halkın elli yıl önceki kanı ve inanışı bugün bütün bütün değişmiş olmalı ki, (Birinci) Dünya Savaşı sırasında Mezarlıkbaşı'ndaki karşılıklı Büyük Mezarlık ile Kemer Kabristanları ,ie Hükumet Konağı karşısında, tramvay caddesinde Sulu Mezarlık ve Çorakkapı Kabristanları tamamıyla kaldırılıp yerlerine pazar yerleri, karakollar, yollar, sinemalar inşa edildiği ; Göztepe Caddesi'nde Bahri Baba Kabristanı yola, Yahudi Mezarlığı ; Milli Kütüphane, park ve gezi yerlerine dönüştürüldüğü halde tek bir kişi şikayet etmemiş, laf söyleyememiş ve görünürde de kimse çıldırmamıştır !..
"Kentin büyüklüğü ile orantılı geniş ve genel bir caddesi olmadığı dikkate alınarak, yine (Birinci) Dünya Savaşı sırasında (Haziran 1917) bir de bulvar açılmasına girişilmiştir. Bu bulvar Kasaba Demiryolu İstasyonu Fabrikası'ndan başlayarak Rıhtım'da Gümrük Dairesi önünde bitmek üzere 70 metre eninde düzenlenen plan gereği iki tarafında 20'şer metre arsa Şirket'e kalmak ve ortasında 30 metre yola çevrilmek üzere, Belediye adına Şirket tarafından kazılıp açılan yolun bugün dörtte üçü kazılmış arsa halinde ve bir bölümü henüz istimlak olunmayıp çarşı ve hanlardan oluşan eski haliyle yerinde durmaktadır.. Bulvarın açılmasından şehre büyük şeref geleceği doğal ise de işbu yola rastlayan binaların bütününün değer biçildiği altın lira yüz kuruş hesabıyla belirlenen bedelleri, daha sonra kağıt paranın geçer değeri ve gerçek fiyatının düşmesiyle mal sahiplerini zarara soktuğu ve haksız olarak Şirket'i zengin ettiği ; hükumet çıkardığı tahvillerin bedeli ve faizini 5 adet kağıt liranın bir altına eşit olduğunu resmen ve dolaylı olarak kabul ettiği halde Şirket bu yolu benimsememiş ve bu yüzden de pek çok kimseler zarara girmiş, işsiz ve yersiz kalmışlardır.." 





18 Aralık 2014 Perşembe

KENTTE ERMENİ OLAYLARI...

    

Mustafa Kamil Dursun (1878-1951), "İzmir Hatıraları" adlı kitabında, İzmir'deki Ermeni hareketleri hakkında şunları aktarıyor :

Osmanlı Devletinin her tarafında Ermenilerin suikastlar düzenlediği bir zamanda Kamil Paşa'nın vali bulunduğu Aydın vilayetinde de bazı hadiseler olmuştur. Her nasılsa Amerika'ya gidip gelmiş bulunan bir takım Ermeniler ellerindeki pasaportlara dayanarak kendilerinin Amerikan uyruğunda olduklarını iddia ederler ve suç işleyince de ABD Konsolosluğuna sığınırlardı. Hükumet bu gibileri muhakeme etmek isteyince konsolosluktan şu cevabı alırdı :
"Osmanlı hükumetinin kaza hakkını Amerika hükumeti tanımaz ve bundan dolayı konsolosluğa sığınanları hükumete teslim edemez !.."
Bu davranışlardan yüz bulan Ermeniler şımarıklıklarını artırmışlar ve daha ileri giderek fiiliyata ve icraata geçmişlerdi.
İzmir'in Ermeni zenginlerinden Balyozoğlu Matyos, Ermeni komitesinden aldığı para isteğini içeren tehdit mektubunu hükumete vermişti. Balyozoğlu bu hareketinden dolayı güpegündüz mağazasının önünde Ermeni fedailerinden Tiflisli Azizof tarafından öldürülmüştü. Kısa bir süre sonra, komite hakkında bilgi verdiğinden dolayı, Dabağhane Mahallesinde hırsız Karabet evinde ; aynı gün, komiteden ayrıldığı için, Peştemalcılarbaşı'ndaki Topalyan mağazasında çalışan, Karataş papazının oğlu Artin, işinin başındayken öldürülmüştü.. Cinayetleri, Ermenileri ihtilale teşvik eden risale ve kitapların dağıtılmasını da takip ettiğinden, hükumetçe sıkı izlemeye girişilmişti..
Cinayetlerin failleri polisçe saptanmış ve bunların limanda demirli bulunan bir Fransız vapuruyla kaçmaya çalışacakları haber alınmıştı. Pasaport komiserleri Rafael ve İsak ile deniz komiseri Ahmet Nabi Efendi tarafından karşı önlemler alınmıştı..
Katiller geceleyin Fransız vapuruna gitmek üzere iken yakalanmışlardı. Arada vuruşmalar olmuş, atılan silahlardan Komiser Nabi Efendi ile bir komiteci ölmüşlerdi. Yakalananlardan biri, Amerikan Mektebi mezunlarından ve Kasaba Demiryolları kondoktörlerinden Karabet'in oğlu Markar idi. Bazı itiraflarda bulunan Markar'ın söylediklerinden, Ermenilerin büyük ölçekte bir ihtilal hazırlığı içinde olduğu anlaşıldığından tahkikat genişletilmişti.
Dabağhane civarında Ayafotila Mahallesinde, Kırkağaçlı Karabet'in evinde bir sürü bomba bulunmuş ve Credit Lyonnes Bankasında, tülbentçi Agop Grosyan'a ait özel kasada sabun kalıpları şeklinde 40 parça dinamit ile komitenin paraları, değişik isimler yazılı kayıt ve defterler ortaya çıkarılmıştır.
Bunlardan başka, Manisa'nın Malta Mahallesinde gaz tenekeleri içinde toprağa gömülmüş dinamitler ele geçirilmiş, Selçuk Aziz köprüsünün altına, Pasaport'taki postane, Düyun-u Umumiye binası, hükumet ve vali konağının arkasındaki saatçi dükkanına bombalar yerleştirildiği anlaşılarak bunlar toplattırılmıştı..
Bu olay üzerine Vali Kamil Paşa'nın başkanlığında Adliye Müfettişi Galip, İstinaf (eskiden temyizden önceki bir üst mahkeme) Savcısı Ragıp Bey tarafından "Fevkalade Tahkik Komisyonu" adıyla bir heyet kurularak işe başlanmıştır. İnceleme sonucunda kebapçı Senzak, fotoğrafçı Antranik, öğretmen Ardaş, denizden bomba kaçakçılığı yapan Kordon'da gazinocu Andernas ve kardeşi Vikran ile bunlardan başka yüzlerce komite mensubu tutuklanarak mahkemeye verilmişlerdi. Bunların çoğu idama mahkum edilmişlerse de cezaları müebbet küreğe çevrildi..










3 Aralık 2014 Çarşamba

OSMANLI'YA GEÇİŞ..



İzmir Osmanlı Devleti'ne katılmadan önce yaklaşık 35 kez el değiştirmiş.. Şimdiki trafik plaka numarası kadar yani !..
Hitiler, Lelejler, Efesliler, Eolienler, Lidyalılar, Yunanlılar-Ispartalılar, Persler, Makedonyalılar, Suriyeliler, Romalılar (3 kez), Pontus Krallığı (2 kez), Doğu Romalılar (8 kez), Hunlar, Araplar, Selçuklular, Haçlılar, Cenevizliler, Venedikliler, Rodos Şövalyeleri, Timur, Umur Bey, Cüneyd Bey ve sonunda Osmanlı...



Birinci (Çelebi) Mehmed, kardeşi Musa ile savaşırken, Karamanlılar, bütün kuvvetleri ile Bursa üzerine yürümüşlerdi. Karamanlılar Bursa kuşatmasını, o sırada büyükbabası Murat Hüdavendigar'ın türbesine gömülmek için Musa'nın naaşını getirenleri gördüklerinde, yardım geldi sanıp korkarak kaldırdılar. Sonra da kentin dış mahallelerini yakarak kaçtılar..
Anadolu'ya geçen Sultan Mehmed, doğruca Cüneyd Bey'i cezalandırmak üzere İzmir'e yürüdü. Cüneyd Bey, kenti adeta alınması olanaksız bir şekilde kuvvetlendirmişti. Padişah İzmir surları önüne gelince, Hammer'e göre ; Rodos Reisler Reisi'ni bu civarda buldu. O da, Cüneyd Bey'in yasak etmesine karşın, Timur'un yıkmış olduğu bir kalenin duvarlarını yeniden onarmakla meşguldü. Rodos Şövalyesi, İzmir'in zaptı için Sultan Mehmed'e yardıma geldi.
Sultan Mehmed ordugahını kurar kurmaz, çevredeki adaların egemenleri, çevre toprakların beyleri, hepsi sadakatlerini sunmaya, vergilerini vermeye geldiler. Bir bölümü de Sultan Mehmed'in adaletine güvenerek, Cüneyd'in zulüm ve davranışlarından şikayet ettiler. Bunlardan Foça, Midilli, Sakız egemenleri olan Ceneviz Reisleri ile, Germiyan, Teke, Menteşe Beyleri ve Kudüs Aziz Yahya Şövalyeleri Reisi, Osmanlı Sultanı'nın korumasını istiyorlardı. Sultan Mehmed bunların saygılarını ve ortak düşmana birlikte saldırma önerilerini memnunlukla kabul etti ve İzmir'in kuşatmasına başladı. Onuncu gün, kent düştü. Cüneyd Bey'in anası, çocukları Padişahın ayaklarına kapanarak af dilediler.
Padişahın ilk işi, İzmir'in bütün istihkamlarını yıktırmak oldu. Bu arada Rodos Şövalyeleri tarafından liman girişinde yapılan kale de bir gece içinde yerle bir edildiğinden, Reisler Reisi, güneş doğar doğmaz Sultan Mehmed'in yanına giderek, adı geçen kalenin Aydın Bey zamanında şövalyelerin harcamalarıyla inşa olunduğunu ileri sürüp, bunun yıkılmasını kesinlikle Papa ve Avrupa ile bir savaşı başlatacağı tehdidinde bulundu. Bunu sessizce ve soğukkanlılıkla dinleyen Padişah da :
"Ben isterim ki, yeryüzünde bulunan bütün Hristiyanlar'a baba olayım, kendilerine iyiliklerde bulunayım, şeref ve saygı vereyim. Çünkü hükümdarların iyilere mükafat, kötülere ceza vermesi gerekir. Ancak kendi uyruklarının da mutluluğunu düşünmesi, görevidir. Birçok Müslüman'ın benden istediği bir şeyi önemsemem gerekir. Timur'un bütün Anadolu'yu harap etmesi ne kadar kınanacak bir olay ise, İzmir Kalesini temelinden yıkması da o derece öğülecek ve teşekkür edilecek bir davranıştır. Çünkü bizim kaçkın kölelerin hepsi burada sığınacak yer buluyor idi. Ondan başka, karada, denizde yolculuk eden bir takım hür insanlar, İzmir'e esir olarak getiriliyorlardı. Bu da Şövalyelerle Osmanlılar arasında sürekli savaşlara neden oluyordu. Timur bile bu bilgece önleminden dolayı beğenilirken, ben ondan daha dinsiz mi olayım ? Ancak Müslümanların dileğini yerine getirmekle birlikte, sizi de mutlu etmek için Menteşe arazisinde bir başka yer göstereyim ki, orada bir başka kale yapabilesiniz.." dedi.
Şövalye ise bu yerin Padişah'ın arazisinde olmasını istedi. Sultan Mehmed, "Benim sana verdiğim yer bana aittir.Çünkü Menteşe Beyi, benim ancak bir memurumdur" yanıtını verdi.
Cüneyd Bey'in annesinin ısrarlı ricaları ve bizzat gelip ayağına kapanmasından dolayı affetti. Fakat İzmir valiliğini ondan alarak, Aleksander Sisman'a verdi. Sisman, Sırp Kralı'nın oğluydu. Sonradan Müslüman olmuş ve Samsun valiliğine atanmıştı.
Cüneyd Bey'in hayatını ve mallarını da bağışlayan Sultan Mehmed, bir süre sonra da onu Niğbolu'ya komutan yaptı..


RAİF NEZİHİ'nin "İzmir'in Tarihi" adlı kitabından derlenmiştir..

24 Kasım 2014 Pazartesi

ESKİ GAZETELERDEN BAZI İZMİR HABERLERİ...

    

Kişisel bağışların sosyal yardımlaşmada önemli bir rolü vardır. Gerçekten de, 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında, İzmir'de yaşayan fakir halka  ya da çeşitli nedenlerle  güç duruma düşen insanlara ve hayır amaçlı çeşitli kuruluşlara yapılan yardımların bir kısmının, bağışlar ve diğer benzer yollarla uygulandığı görülür.. Sadece birkaç örnek vermek amacıyla gazetelerde bu dönemlerde yayımlanan bazı haberlerden örnekler verelim...

15 Eylül 1890 tarihli "Hizmet" gazetesi haberi : "Tire Belediye Başkanı, esnaftan Şanizade Seyit Efendi'nin, 13 Eylül 1890 günü, Göztepe'de Islahhane öğrencilerine mükellef bir yemek vermiştir.."

"Hizmet" gazetesinin 27 Ağustos 1889 ve 30 Eylül 1890 tarihli sayıları : "Birinci Kordon üzerinde yer alan Petit Marseille (Küçük Marsilya) gazinosu sahibi, çeşitli dini bayram ve yortular sırasında gazinosunun hasılatını ıslahhane ve hastaneye bağışlamıştır.."



Balyozzade (Balyozyan) Matteus Efendi'nin, kentin fakir ailelerine dağıtılmak üzere her gün 250 ekmek ayırdığı.. ("Hizmet" gazetesi, 20 Eylül 1893) ; aynı kişinin, sahip olduğu iki arsayı, kız ve erkekler için birer okul yapılmak üzere Ermeni cemaatine bağışladığı ve o sırada İran Konsolosluğu olarak kullanılmakta olan, kendisine ait binanın kirasından da bu okullar lehine feragat ettiği.. ("Ahenk" gazetesi, 16 Ağustos 1902) 

Kordon'da birahane sahibi olan M. Kramer'in, okullara ve ıslahhaneye verilmek üzere, sık sık bağışlarda bulunduğu ve bu bağışların özellikle bayram günlerine rastladığı.. ("Hizmet", 31 Aralık 1889 ; "Ahenk", 25 Mart 1895 , 13 Mart 1896, 6 Şubat 1899, 19 Mart 1902, 24 Aralık 1903)  

Kentteki Musevi yetimhanesi ihtiyaca yetmediğinden, yeni bir bina yapılması için Madam Hirsh tarafından 50.000 Franklık bir bağış yapıldığı ve bu paranın, tüccardan Habuf ve Polaku Efendilerin emanetine alındığı.. ("Ahenk", 12 Aralık 1897)

Bu son haberden de anlaşıldığı gibi, 19. yüzyılın sonlarına doğru, bir kısmı gerçekten çok fakir olan Museviler için kent ve yurt dışından da zaman zaman yardımlarda bulunulduğu görülmektedir. Baron Hirsh'in eşinin, yukarıda açıklanan yardımının dışında, bir yıl önce de İzmir Musevi cemaatinin fakirlerine dağıtılmak üzere 10.000 Frank bağışladığı da Ahenk gazetesinde, 22 Aralık 1896'da yayımlanmıştır..

 Amerikan Kız Koleji

İzmir'de kısa süre içinde çıkıp kaybolan bazı dergi ve gazetelere rağmen, 1870'li yıllarda, Rumların çıkardığı eski ve köklü gazetelerden "Amalthéa" ve "Smirni" yayın hayatlarını kesintisiz sürdürmekte idi..   7 Ağustos 1888 tarihli "Hizmet" gazetesi, 1888 yazında "Amalthéa" gazetesinin yayına başlamasının 50. yıldönümü münasebetiyle, gazetenin sahibi M. Solomonidi tarafından Huck Otelinde 50 kişilik bir parti düzenlendiği, o sırada otelin kapılarına, İzmir'de yayımlanan bütün gazetelerin asılmış olduğu ve otel girişinin bu tören vesilesiyle elektrikle aydınlatıldığı anlatılmaktadır..
İzmir kentinin aydınlanma aracı olarak elektriğe ancak 1905 yılında kavuşabildiği düşünülürse, bazı otel ve gazinoların belediyeye oranla ne kadar daha ileri görüşlü davrandıkları da kolayca anlaşılır..



 Karşıyaka

 Alsancak Garı

 Sporting Club